12 Şubat 2018 Pazartesi

TİPOGRAFİ II / Proje 1: "YAZI KARAKTERLERİNİN DÖNEMSEL SINIFLANDIRILMASI" Kartpostal Tasarımları


YAZI KARAKTERLERİNİN DÖNEMSEL SINIFLANDIRILMASI

                  Yazı karakterleri, yapısal olarak; Serif (tırnaklı yazı karakterleri) ve Sans Serif (tırnaksız yazı karakterleri) olarak 2 temel gruba ayrılır. Bu 2 temel grup ise dönemsel ve yapısal olarak değişim gösteren alt bölümlere ayrılır.
1-     Serif
a.     Oldstyle
                                                        i.     Venetian Oldstyle / Humanist
                                                      ii.     Geralde Oldstyle
b.     Transitional
c.     Didone / Modern
d.     Slab Serif
                                                        i.     Slab Serif
                                                      ii.     Clarendon
                                                     iii.     Typwriter
2-     Sans Serif
a.     Transitional Sans Serif  / Grotesque
                                                        i.     Grotesque
                                                      ii.     Neo Grotesque
b.     Oldstyle Sans Serif  / Humanist
c.     Geometric

Yazı karakterlerinin sınıflandırması, harflerin tasarım özellikleri olan açılarındaki şiddetten, gövde çizgilerinin yapılarından, uç noktalarından ve serif yapılarından belirlenebilir. Genelde bu kategoriler yazı karakterlerinin tarihi evrimini yansıtır. Humanist yazı karakterleri, kaligrafiyle ve el hareketleriyle yakından ilişkilidir. Transitional ve Modern yazı karakterleri daha soyut ve daha az organiktir. Bu üç ana grup sanat ve edebiyattaki Rönesans, Barok ve Aydınlanma Çağıyla oldukça ilgilidir. Ancak bu farklı kategorilerdeki yazı karakterleri günümüzde yazının sayfa üzerindeki kontrastlığını arttırmak için birbirleriyle karıştırılıp, kaynaştırılarak da kullanılmaktadır.

SERIF

                  Tırnak ya da harfi oluşturan gövde çizgisinin sonundaki yatay sınırın erken Roma’ya dayandırılması olasıdır. Father (peder) Edward Catich, The Origin of the Serif (Tırnak’ın Kaynağı) adlı eserinde; tırnakların, harflerin taşa oyulmadan önce fırçayla çizilmesi sonucunda ortaya çıkan bir işlem hatası olduğunu söyler. Serif ya da Roman yazı karakterleri, tırnaklı yapılarından ötürü harfleri birbirinden ayırmamızı ve yazıların gözümüze bir çizgi üzerindeymiş gibi görünmesini sağlar. Bu sebeple gövde metin için uygun yazı karakterleridir. Tırnaklı yazı karakterleri 4 ana gruba ayrılır:
1-     Oldstyle
a.     Venetian Oldstyle  / Humanist
b.     Geralde Oldstyle / Oldstyle
2-     Transitional
3-     Didone / Modern
4-     Slab Serif

OLDSTYLE
Venetian (Venedikli)  Oldstyle  / Humanist – 15. Yy sonları
1470 yılında ilk roman yazısı olarak Venedikte çıktığı için bu adı almıştır. Venetian yazı karakterleri Rönesans akademik el yazısını taklit ederek tasarlanmıştır. Bu yazı karakterleri kitap (metin) yazısı olarak kullanılmıştır ve hala da okunaklı oluşu ve netliği sayesinde kullanılmaya devam etmektedir. CENTAUR yazı karakteri bu sınıf için iyi bir örnektir.

Geralde Oldstyle – XVI.-XVII. Yüzyıllar
Hali hazırda bugün kullandığımız en popüler tırnaklı yazı karakterlerini içeren bir gruptur. Bu tip yazı karakterlerinin ilk örnekleri XVI.-XVII. yüzyıllarda Fransız matbaacı Claude Garamond ve Venedikli matbaacı Aldus Manitus tarafından tasarlanmıştır. Geralde yazı karakterlerini diğerlerinden ayıran en önemli özellik ADOBE GARAMOND’da kendini gösterir. Küçük “e”nin orta çizgisi yataydır ve Venetian (Humanist) yazı karakterlerine göre harfi oluşturan ince ve kalın çizgilerdeki kontrastlık fazladır. Özellikle yuvarlak harflerde hafif  sola yatık eksen vardır ve serifleri dirseklidir. SABON yazı karakteri 1966 yılında Jan Tschichold  tarafından tasarlanmıştır ve Claude Garamond’un XVI. yüzyıl yazı karakterlerini temel almıştır.

a.     Harfin ana(stem) ve ikinci(hairline) çizgisi arasında kalınlık ve incelik farkı çok azdır.
b.     Ağır dirsekli serifleri vardır.
c.     Karakterlerde eğik vurgu vardır.
d.     Büyük harf yüksekliği, üst satıra dayanan küçük harflerden (b, d, l, k, h) daha kısadır.
e.     Genelde serif (tırnak) uçları alt satır çizgisinin altına taşar.
f.      Bazı küçük harflerin terminal (fontu oluşturan çizginin başlangıç ve bitiş noktaları) şekilleri gözyaşına benzer.

TRANSITIONAL (GEÇİŞ DÖNEMİ YAZI KARAKTERLERİ) - XVIII. yüzyıl
Tipografide 18. Yy geçiş dönemidir. Hem Geralde (Oldstyle) hem de Didon (Modern) yazı karakterlerinden ögeler içerir. ITC NEW BASKERVILLE ve CASLON, çok düzenli/kurallı ve keskin olduklarından text (metin) için çok uygun yazı karakteridir. John Baskerville XVIII. yüzyıl ortalarında keskin formları ve yüksek kontrastlığa sahip fontlarını tanıttığında zamanında şok etkisi yaratmıştır. Bu tür yazı karakterleri Humanist karakterlere göre daha keskin tırnaklara ve daha dik açılara sahiptir. Yuvarlak harflerin ekseni diktir ya da çok hafif belli belirsiz bir eğim vardır. Harfler Barok dönem etkisiyle genişlemişlerdir. Harfleri oluşturan çizgiler arasında kalınlık farkı oldukça fazladır ve tırnaklar gövdeye oranla çok incedir. Tırnakların bitişi keskindir ve tırnaklar gövdeye dirsekle bağlanmasına rağmen dirsekler hafiftir.

a.     Harfin ana (stem) ve ikinci (hairline) çizgisi arasında güçlü kalınlık ve
incelik kontrastlığı vardır.
b.     İnce serifleri vardır.
c.     Karakterlerde dikey vurgu vardır.
d.     Büyük harf yüksekliği, üst satıra dayanan küçük harflerle (b, d, l, k, h) aynıdır.
e.     Küçük harfler, kısa ve geniştir, ve neredeyse genişletilmiş görünürler.

DIDONE / MODERN - XVIII. yüzyıl Sonları – XIX. yüzyıl başları
XVIII. yüzyılın sonlarına doğru kağıt üretimi, kompozisyon, baskı ve ciltlemedeki gelişmelerden tipografi derinden etkilenmiştir. Bunun sonucu olarak çok güçlü dik etkiye sahip ve çok ince çizgileri olan yazı karakterleri geliştirmek mümkün olmuştur. Bunu Fransız Ailesi DIDOT gerçekleştirmiş ve Italyan matbaacı BODONI mükemmelleştirmiştir. Böylece bu tasarımcılar bu gruba isim verenler olmuşlardır. Didone yazı karakterlerinin tipik özellikleri arasında; dikkat çekici ince ve düz tırnakları, dik açıları ve keskin çok güçlü kontrastlığa sahip olan ince ve kalın çizgileri vardır.

a.     Harfin ana (stem) ve ikinci (hairline) çizgisi arasında kontrast yaratacak kalınlık ve incelik farklılığı vardır.
b.     Tırnaklarda dirsek yoktur.
c.     Karakterlerde güçlü dikey vurgu vardır.
d.     Küçük harfler büyük harflere oranla küçük gövde yüksekliğine sahiptir.
e.     Bazı harflerdeki terminaller (başlangıç ve bitiş noktaları) daireseldir.

SLAB SERIF / EGYPTION (KARE TIRNAKLI) - XIX. yüzyıl başları
XIX. yüzyılın başlarındaki endüstri devrimi yeni bir iletişim aracı olan “reklam”larda kullanılabilecek çok bold (kalın) baskı harflerinin gelişmesine yol açmıştır. Afişler, el ilanları ve direkler dikkat çekme yarışı içine girilmiş ve okuyucunun dikkatini çekmek için etkili olduğunu düşünülen; çizgileri güçlü ve köşeli/keskin biten slab serif yazı karakterleri tercih edilmiş. Slab Serif yazı karakterleri kendi içinde 3 alt gruba ayrılır : Slab Serif - ROCKWELL, Clarendon - CLARENDON, Typewriter - LUCIEN. Slab Serif yazı karakterleri dirseksiz seriflere sahipken, Clarendon köşeli ve dirsekli seriflere sahiptir. Typewriter yazı karakterlerinde ise tıpkı karakter genişliklerinde olduğu gibi gövde çizgileriyle serif çizgileri aynı kalınlıktadır.

a.     Harfin ana (stem) ve ikinci (hairline) çizgisindeki incelikler ve kalınlıklar arasında küçük farklılıklar vardır.
b.     Küçük harflerde geniş gövde yüksekliği vardır.
c.     Serifleri kalın, köşeli ve kütük şekillidir.
d.     Harfin ana çizgisiyle serifleri arasında ya çok az bağlantı dirseği vardır ya da hiç yoktur. 
e.     Karakterlerde dikey vurgu vardır.

SANS SERIF / TIRNAKSIZ YAZI KARAKTERLERİ - XIX. yüzyıl başları

İlk Sans Serif yazı karakterleri 1816’da kullanılmıştır. Ancak popülerlik kazanması için üzerinden 100 sene geçmesi gerekmiştir. 1920’lere gelindiğinde tipografi Almanyadaki Bauhaus tasarım okulunun “less is more” felsefesinden oldukça etkilenmiştir ve tasarımcılar tırnaksız yazı karakterleri tasarlamaya başlamışlardır. Süslemeler silinmiş/yok edilmiştir. Bu yazı karakterleri Display yazı karakterlerine göre oldukça okunaklı olması nedeniyle metin yazıları içinde uygun bulunmuşlardır. Bu yazı karakterleri kendi içinde 4 alt gruba ayrılırlar: Grotesque, Neo Grotesque, Geometric, Humanist.

TRANSITIONAL SANS SERIF / Grotesque / Neo Grotesque
Grotesque 1900’lerin başlarında tasarlanan ilk San Serif yazı karakterlerinin yer aldığı alt gruptur. Bu gruba verilen Grotesk adı aslında bu yazı karakterlerinin öncesinde tasarlanan yazı karakterlerinin elit tasarım anlayışını barındırmamasından dolayı çirkin bulunmasını niteler. Bazı grotesk yazı karakterlerinde FRANKLIN GOTHIC yazı karakterinde olduğu gibi “g” ve “a” çift katlıdır. Harfleri oluşturan ana ve ikinci çizgiler arasında çok hafif farklılıklar vardır. Harflerin örneğin “C” bitiş ve başlangıç noktaları düz değil eğimlidir.

Neo Grotesque 1900’lerin sonunda karşımıza çıkar ve grotesk yazı karakterlerinin bir alt grubudur. Geleneksel karakteristik çizgilerden sıyrılmış ve olabildiğince sade ve minimalist hale getirilmiştir. Harfi oluşturan çizgiler arasında ya kontrastlık yoktur ya da yok denecek kadar azdır. Yazı karakterine daha çok geometrik bir görüntü verebilmek için çizgi bitişleri düzdür/eğimli değildir. HELVETICA ve UNIVERS en popüler Neo Grotsque yazı karakterlerindendir. Dünyanın en çok kullanılan yazı karakteri Helvetica, 1957’de Max Meidinger tarafından tasarlanmıştır. Onun bu tek düze dik karakter yapısı Transitional Serif karakterleriyle aynı yapıdadır ve bu nedenle bu tür yazı karakterlerine Transitional Sans Serif de denilmektedir.

OLDSTYLE SANS SERIF / Humanist
1900’lerde bazı tipograflar yazı karakterlerinin Neo Grotesk tarzda olmasını arzu ederken bazıları hala “insan” yazısının etkilerinin olmasını istiyorlardı. Böylece Humanist tırnaklı yazı karakterlerindeki gibi bazı çizgi modülasyonları yazı karakterlerine daha arkadaşça bir görüntü vermiştir. GILL SANS ve OPTIMA popüler sans serif yazı karakterlerindendir. Sans Serif (Tırnaksız) Fontlar XX. yüzyılda yaygın hale gelmiştir. Gill Sans, 1928’de Eric Gill tarafından tasarlanmış Hümanist karaktere sahip bir yazı karakteridir. Küçük a’nın içindeki boşluğun küçük olması ve çizgi kalınlığındaki kaligrafik farklılıklar dikkate değerdir. Hümanist Serif karakterleriyle aynı yapıdadır ve bu nedenle bu tür yazı karakterlerine Hümanist/Oldstyle Sans Serif de denilmektedir.

GEOMETRIC
Tıpkı modern serif yazı karakterlerinde olduğu gibi Geometrik yazı karakterleri de tasarım trendlerinin en uç noktaya çekilmesiyle oluşmuştur. Geometrik yazı karakterleri basitlik ve sadelikte harflerin geometrik formlar üzerine yapılandırılmasıyla Noe-Grotesque yazı karakterlerinin önüne geçmiştir. Bu fontlar ultra moderndir. Ancak yapıları gereği özellikle küçük harflerde okuma güçlüğü yaratır. FUTURA ve AVNGARDE bu stiller için verilebilecek en önemli yazı karakterleridir. Futura, 1927 yılında Paul Renner tarafından tasarlanmıştır ve O ve S harfleri mükemmel bir daire formundadır. A ve M’nin üst noktaları ise keskin bir üçgen şeklindedir.

a.     Tırnakları yoktur.
b.     Harfin ana ve ikincil çizgisinin göze eşit gözükmesinden dolayı;
vurgu yok denecek kadar azdır.
c.     Büyük harflere oranla küçük harfler geniş gövde yüksekliğine sahiptir.
d.     Genelde harfin ana çizgisi köşelidir.


(Aşağıdaki görseli kullanmak zorunda değiliz; temel özellikleri anlamanızda yardımcı olması için eklendi)



30 Kasım 2015 Pazartesi

BASIN YAYIN DERGİ PROJESİ-MAKALELER

MÜZİK DERGİSİ MAKALE (SES-KASET)
-----------------------------------------------------------------


Jimi Hendrix’in Woodstock’u
Martin Johnson
O sahne aldığında, neredeyse herkes bu sıra dışı festivali terk etmişti. Ama 40 yıl sonra, Woodstock hala Jimi’ye ait. 
Kırk yıl öce yüz binlerce insan (gerçek sayı hiç bir zaman bilinemeyecek) Bethel, N.Y.’da düzenlenen Woodstock Müzik ve Sanat Fuarı için bir araya geldi. Rock müziğin ünlü isimlerinin neredeyse tamamı—Jefferson Airplane, The Who, Janis Joplin, Sly & the Family Stone, Crosby, Stills, Nash & Young, Richie Havens—bu sıra dışı festivalde sahne aldı. Ve seyircilerin neredeyse tamamı bu sanatçıları izledi.
Ancak seyircilerin çok küçük bir bölümü Jimi Hendrix’in performansına (bugün bile gelmiş geçmiş en iyi rock gitar performanslarından biri olan, Woodstock’un simgesi olarak bilinen performans) tanıklık edebildi.
O gün Woodstock’ta olduğunu söyleyebilenlerin birçoğu, Hendrix’in performansını rock tarihinin bu efsaneleşmiş gününü filme alan çok sayıdaki CD ve DVD’ler sayesinde hatırlayabiliyor.
Birçok faktör birleşerek Hendrix’e komplo düzenlemiş gibiydi: yetersiz lojistik planlama, kötü hava koşulları, aşırı kalabalık (yedek olarak çalan ismi duyulmamış toplama grubu söylemeye gerek yok). Hendrix’in performansının (üç günlük hafta sonu festivalinin son gösterisi) 03.00’da başlaması gerekiyordu ancak sahneye çıkması 18 Ağustos Pazartesi 08.00’i buldu. Bu saate kadar Woodstock Kalabalığı’nın büyük kısmının evine gitmiş olması gerekiyordu. Hafta sonu sona ermişti. Ancak kalmayı tercih eden azınlık gerçekten özel bir sabah yaşadı —Jimi ile kahvaltı, anlatılmaya değer bir performans. Bunun nedeni ona özel davranılması değildi. Çalmaya başladığında, konser alanının çevresindeki çalışanlar muazzam kalabalığın çöplerini temizlemeye başlamışlardı.
Festival organizatörleri konsere 150.000 kişinin katılacağını öngörmüştü ve muhtemelen beklediklerinin en az iki katı katılımcı geldi (belki de Joni Mitchell’in “Woodstock” şarkısında söylediği gibi “yarım milyon gücünde” bir kalabalık vardı) ve diğer lojistik imkanlar da kullanılamadı. Her gece gösteriler gün ağarıncaya kadar sürdü ve Pazar günü durmak bilmeyen yağmur nedeniyle Hendrix’in performansı ertesi güne sarktı. Kariyerinin en alışılmadık performanslarından biri olacaktı.
Konser sunucusu Jimi’nin grubunu “Jimi Hendrix Experience” adıyla anons etti ama Jimi hemen sunucunun bu hatasını düzeltti ve grubun adının “Gypsy Sun and Rainbows” olduğunu söyledi. O yılın başlarında Hendrix, 60’lı yılların ortalarında Londra’da kurulan The Experince grubundan ayrılmıştı. Jimi Hendrix Experience üç disk kaydı gerçekleştirdi, bunlardan ikisi Are You Experienced ve Electric Ladyland, popüler müziğin unutulmaz kayıtları arasındaki yerini aldı. Woodstock’tan bir kaç ay sonra, Hendrix, basçı Billy Cox ve Buddy Miles ile birlikte kurduğu yeni grubu Band of Gypsies’i tanıtacaktı.
Ancak o Ağustos günü Hendrix hala arayışlarını sürdürüyordu ve sabah saatlerinde sahneye adım attığında yanında Cox, The Experince grubundan davulcu Mitch Mitchell, gitarist Lary Lee ve iki perküsyoncudan oluşan bir grup vardı.
Bu grup Hendrix’in birlikte çaldığı en büyük grup olmanın yanı sıra en az ünlü olanıydı. Durum Hendrix’i alışık olduğundan farklı bir şekilde çalmaya zorlamıştı. Bu durum özellikle sonunda gitarın bir telini kopardığı “Red House”şarkısının yükselen ve incelen blues tarzı akorlarında belirgin hale geldi. Hendrix gitarının arızasını düzeltmeye uğraşırken Lee “Mastermind” şarkısında gruba liderlik etti, ardından Jimi en az onun kadar nefes kesici “Foxy Lady” ile dönüş yaptı.
Woodstock organizatörleri programlarının ne kadar aksadığını fark ettiklerinde, Hendrix’e gece yarısı çalmasını önerdiler ancak o bu teklifi reddetti. Bu andan itibaren tarihi bir olay gerçekleşeceği belliydi ve Hendrix ışığını ve efsanevi performansını saklamak istemişti. Artık kendisinden önce ortaya konulan mükemmel müziği uygun bir şekilde sonlandırmak istiyormuş gibi çalıyordu.
İki saatlik performansının ortalarına doğru, “The Star-Spangled Banner” parçasının da dahil olduğu bir bölüm başlattı. Ulusal marş Hendrix’in repertuarında uzun süredir yer alıyordu ve bu marşı kariyeri boyunca yaklaşık 50 kez çalmıştı ancak hiçbiri Woodstock’taki kadar uzun ve iniş çıkışlarla süslenmiş değildi. Performansı, Vietnam Savaşı haber sayfalarından tanıdığımız savaş jetlerinden gelen gürültülü geri beslemeyle doldu, sadece Jimi’nin müziğini daha öne çıkaran, rutin eşliğe ustaca değiştirerek JohnColtrane’e benzer şekilde daha itici bir şekilde destekleyen Mitchell the late Rashied Ali tarafından desteklendi. Kırk yıl sonra hala unutulmaz gitar performansları arasında bir numaradaki yerini koruyor.
Hendrix bu durumu performanstan birkaç hafta yapılan bir röportajda TV talk show sunucusu Dick Cavett’e “Ben bir Amerikalıyım tabii ki marşımı çalacağım” şeklinde açıkladı. Cavett, Hendrix’in performansını alışılmışın dışında olarak açıklamaya çalıştığında, gitarist bu açıklamayı düzeltti. “Alışılmışın dışında değil güzel olduğunu düşünüyorum”. Aslında, Woodstock Topluluğunu Amerikalı olmamakla suçlayan neslinin tüm karşıt üyeleri için Jimi’nin uygun bir cevabı vardı; onlar diğerleri gibi uyumlu olmak için yanıp tutuşmuyor, özgürlüğü kucaklıyorlardı. Woodstock son muhteşem Hendrix performanslarından biriydi. Hayatının son 13 ayında kaydının piyasaya sürülmesinden çok önce imzalamış olduğu bir sözleşmeyle ilgili davalarla ve Experince sonrası kurduğu grubu bir arada tutmanın zorluklarıyla uğraşmak zorunda kaldı.

Müzikal açıdan, aynı anda birçok yönde ilerliyordu: Jazz unsurları, art-rock ve diğer stiller Hendrix’in Woodstock sonrası döneminin bir çok gösterisinde ve canlı gösterisinde yerini aldı. Ancak Jimi’nin genel Woodstock performansı ve özellikle Ulusal Marş’a ısrarlı itirazı kariyerinde mükemmel bir noktadır. Özellikle, Woodstock’un ne demek olduğunu tam anlamıyla açıklıyordu. Bu nedenle bu 40. yıldönümü kutlanmaya değer bir olay.

SİNEMA DERGİSİ MAKALE (SİNEFİL-ANTRAKT)
-----------------------------------------------------------------

Ters Yüz: Geri Dönüşümlü Pixar
Ali Ercivan 
Pixar’ın, yaratıcılık krizini kendi lehine çevirmenin bir yolunu bulduğu Ters Yüz vesilesiyle bu büyük animasyon fabrikasının 20 yılı deviren tarihine kısaca göz atıyoruz.  
Pixar’ı animasyon sinemasının yıldızı yapan öykülerin, şirketin kurulduğu dönemde tüm yaratıcı ekibin bir araya geldiği bir yemekte geliştirildiği sır değil. Bahsi geçen isimlerden biri olan Andrew Stanton’ın vakti zamanında Vol-İ (WALL-E, 2008) filminin ilk tanıtım videosunda da açıkladığı üzere1 ekip 1994 yazında Oyuncak Hikâyesi (Toy Story, 1995) filmi henüz yapım aşamasındayken, Kaliforniya’nın kuzeyinde bir restoranda, bundan sonra ne yapacaklarına dair bir beyin fırtınası sonucu en ünlü filmlerinin birçoğunun fikirlerini geliştirmişler. Dolayısıyla bu filmlerin tematik bütünlüğü, neredeyse birbirlerini tamamlar hâlleri hiç şaşırtıcı değil. Büyüme teması bu ortak mevzuların başında gelir. Sadece çocukluktan ergenliğe veya yetişkinliğe giden yolculuk değil; İnanılmaz Aile (The Incredibles, 2004), örneğinde olduğu gibi orta yaş krizi ya da Yukarı Bak (Up, 2009) filmindeki gibi, yaşlılık, hayatın son demlerinde yitip gidenleri kabullenme gibi hiç de çocuk filmleriyle özdeşleşmeyecek meselelere bile el atmıştır Pixar animasyonları. Bu bağlamda Arabalar (Cars, 2006), bile bir olgunlaşma ve köklerinden ayrılıp yeni bir geleceğe doğru adım atma, yani yine bir yetişkin olma öyküsü şeklinde okunabilir. 2010’da vizyona çıkan Oyuncak Hikâyesi 3 (Toy Story 3), bütünlük arz eden bu on beş yıllık filmografinin son noktasıdır. Bir kazanda yakılmalarıyla noktalanacak son yolculuklarına giderken oyuncakların el ele tutuşup akıbetlerini kabullendikleri sekans, Pixar’ın, ölüm temasını da muazzam bir yalınlık ve çarpıcılıkla animasyon sinemasına yedirdiği bir zirvedir âdeta. Bebeklikten ölüme ulaşan bir döngünün kendi filmografileri içindeki sonucudur. Pixar yaratıcılarının büyük beyin fırtınasını gerçekleştirdiği restoranın 2012’de kapanmış olması gibi, o buluşmadan türemiş malzeme de bu filmle birlikte tamamlanmıştır. Pixar’ın duraklama, hatta tıkanma süreci de böylece başlamıştır.
2015 Sürprizleri
2010 sonrası Pixar filmlerinin hâli ortada. Nihayet kadın karakterleri merkezine almış ve belki bunun da etkisiyle sürpriz bir şekilde En İyi Animasyon dalında Oscar kazanmış olsa da 2012 tarihli Cesur (Brave) bile yapım şirketinin eski seviyesinin kat kat altındaydı. Dolayısıyla Pixar, çözümü devam filmleri geliştirmekte aradı. Henüz piyasaya sundukları örnekler sadece Arabalar 2  (Cars 2, 2011), (bu seriden türetilen ve doğrudan Pixar yapımı olmasa bile şirketten isimlerin yaratıcı ekipte destek verdiği daha küçük ölçekli) Uçaklar (Planes, 2013) ve Canavarlar Üniversitesi (Monsters University, 2013), olsa da Kayıp Balık Nemo’nun (Finding Nemo, 2003) devamı ‘Kayıp Balık Dory’, ‘İnanılmaz Aile 2’, ‘Oyuncak Hikâyesi 4’ hep yolda. Fakat 2015, bu yeni süreçte bir sürprizle karşımıza çıktı: iki adet yepyeni ve orijinal Pixar projesi! İyi Dinozor (The Good Dinosaur, 2015) için sene sonunu bekleyeceğiz ama ilk gösterimi Cannes Film Festivali’nde gerçekleşen asıl iddialı yapımları Ters Yüz bizde de dünyayla eşzamanlı olarak vizyon gördü. Kanımca, Pixar’ın içinde bulunduğu yaratıcılık krizinden çıkma çabasının hem olumlu hem olumsuz yönleriyle vücut bulduğu çok özel bir örneğe dönüştü.
Riley adlı bir kız çocuğunun zihninde geçiyor Ters Yüz. İlk yaşlarından itibaren çocuğun karakterini belirleyen neşe, öfke, umutsuzluk ve tiksinme gibi duygulara vücut veriyor Pixar. Filmin öykünü, insan zihnini kontrol eden bir merkezde bir arada çalışan duyguların, artık on bir yaşına gelmiş ve ergenliğin eşiğinde bulunan bu çocuğun büyük bir taşınmayla iyice allak bullak olan hâlet-i ruhiyesini idare etme çabaları oluşturuyor. Yani, bana sorarsanız son derece açık bir biçimde diyor ki Pixar: “İşinde başarılı bunca insan olarak, şirketimizin yaşadığı yaratıcı tıkanıklık sürecine çözüm aramak için oturduk; Pixar’ı Pixar yapan temaların bir dökümünü yaptık, bunları taze bir öykülemeyle nasıl yeniden tedavüle sokabiliriz diye kafa patlattık… Ama ne yalan söyleyelim, işin içinden çıkamadık! Sonra aklımıza cin bir fikir geldi. Bu temalardan yeni bir öykü türetemiyorsak, biz de o temaları bodoslama filmin malzemesi yapalım! Yani o temaları birer karaktere dönüştürelim! Büyümeye başlayan bir kızın kafa karışıklığı ve umutsuzluğu, onun zihninde yaşayan ‘emo’ bir kız olarak vücut bulsun. Çocukluğa özgü o neşesi bu yeni hisler karşısında afallayan başka bir karakter olsun. Bu hem dilediğimiz kadar geniş bir yaratıcı alan sağlar bize hem de orijinal bir iş olarak algılanır, yapıbozumculuğa kadar gider bunun ucu…” Siz ister zekice bir fikir deyin ister kurnazlık, Pixar kendi yaratıcı tıkanıklığını lehine işletmenin yolunu bulmuş Ters Yüz filminde. Önemli olan ortaya çıkan sonuç denirse de susarım çünkü karşımızda gerçekten Pixar’ın en iyi işleriyle boy ölçüşebilecek nitelikte, hem eğlenceli hem de yer yer son derece dokunaklı bir yapım var. Büyümenin nasıl bir şey olduğuna dair belki fazla dolaysız ama yine de gayet sahici. Rüyaları, havsalamızı, zihindeki soyut duyguları, hedef kitlesi olan çocukları da kaybetmeden pratik ve yaratıcı yöntemlerle perdeye yansıtabilmiş. Bir noktadan sonra ister istemez bir özgün fikirden diğerine koşarken kendini, ele aldığı fikirlerin cinliğine fazla kaptırdığını söylemek mümkün ama bu bile Ters Yüz’ün eşsiz bir macera olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kaldı ki cümbüşün içinde, büyümeye dair trajik detayları da es geçmiyor film. Büyümek o kadar değerli şeyleri unutmak ya da geride bırakmak ki bir yandan… Mesela Riley’nin zihninin derinliklerinde karşımıza çıkan, küçük kızın bebekliğindeki hayali arkadaşı fil-kedi-yunus melezi Bing Bong’un fedakârlığı, Oyuncak Hikâyesi 3’ün ‘Ölüme Giden Oyuncaklar’ sekansı kadar sarsıcı olmasa da o malzemenin geri dönüştürülmüş hâli olarak yine de yürek paralıyor.
Peki, tekil olarak bu film iyi sonuç vermiş olsa da (gişesi de olağanüstü başarılı olacak gibi görünüyor) Pixar’ın geleceği için umut vermeye yetiyor mu? Önümüzde bizi yine ardı ardına devam filmleri beklerken (Ters Yüz’e yapılacak bir devam filmi de listeye eklenir yakında), yaşadıkları tıkanıklığı bir fırsata çevirme zekâsı tek başına Pixar’ı kurtarmaya yetecek mi sahiden? Umutlu olmaya çalışarak bekliyoruz diyelim.